Mimar Sinan’ın Külliyeleri | Semavi EYİCE

BURADASIN
semavi-eyice

Sinan’ın yaptığı külliyelerde, arazi yapı­ sı, dış estetik ve kurulmuş şehir dokusu göz önünde tutulmuştur. Sinan’ın büyük külliyelerinin yanmda daha ufak ölçülerde olanları da vardır.

1.Selâtin külliyeleri:

Kendisinin “çıraklık eseri” olarak değerlendirdiği Şehzâde Câmii’nde ibadet yeri, Antik çağdan beri teşekkül eden ve bütün Türk dö­nemi boyunca da yakın yıllara gelinceye kadar şehrin ana yolu (artere’i) durumunda olan caddenin kenarında inşa olunmuştur. Bunun için Sinan, câmii caddeden sadece dış avlu duvarı ile ayırmış, buna karşılık ek binalar olan tabhâne, aşhâne-imâret’i Haliç tarafına yerleştirmek süreliyle, câmiin Haliç’den görünümünü desteklemiştir. Fakat bu külliye, büyük bir sosyal yardım ve kültür merkezi mahiyetinde de­ğildi.

Mimar Sinan, bu düşünceye uygun bir plân düzenlenmesini Süleymaniye Külliyesi’nde gerçekleştirmiştir. Fatih Külliyesi gibi Türkleşen şehrin bir kültür merkezi olması gayesiyle, Süleymaniye Câmii’nin etrafına da çok sayıda medreseler yerleştiren Sinan, bunları katı bir geometrik sıralama ile değil merkezdeki câmi ile bütünleşen ve onu tamamlayan unsurlar olarak gerekli yerlere serpiştirilmiştir. Dârüşşifa, aşhâne-imâret ve labhâne, câmii bir atnalı gibi çeviren külliyenin ek binalarını tamamlayan unsurlardır. Hamamı en uzak uca koymuş, arazi meylinden faydalandığı yerlerde de medreseler ve dârüşşifa ile tabhanenin altlarında arasta-çarşı ile kervansaraya yer bulmuş­qtur. Külliyenin unsurları kubbeleri ile, İstanbul’un Haliç tarafından görünümünde Süleymaniye’nin haşmetli kitlesini destekleyen ve onunla bütünleşen birimlerdir. Böylece Sü­ leymaniye Câmii, külliyesi ile bir bütün, bir bü­ yük mimarî kompozisyondur. Burada mimari tabii arazi ile tam bir uyum içindedir. O kadar ki, Haliç tarafı medreseleri düz bir satıhda de­ğil, kademeli olarak yapılmıştır.

Eserlerinde yeni arayışlara önem veren Sinan, Edirne’deki Selimiye’de muhteşem câmiin, kendi mimarisi ile Edirne’ye hatta Trakya’nın bu kesimine hâkim olmasını tercih etmiştir. Bunun için etrafında Sülcymaniyc’deki kadar çok sayıda ek bina yapılmamıştır. Sağ­ lı sollu birer medrese ile bir de arasta külliyenin başhca elemanlarıdır. Sinan burada büyük bir ibadet yeri kurmuş ve onu cemaati ve getireceği gelirler ile destekleyen arasta (çarşı)’ya önem vermiştir. Selimiye Arastası câmie nazaran biraz sonra yapılmış olsa bile, beraber tasarlandığı, yerleştirilişi bakımından belli olmaktadır. Selimiye Câmii böylece büyük bir ticaret merkezi ile bütünleşmiştir. Genellikle düz bir arazide yayılmış olan Edirne’de tek tepe üstünde hâkim bir kitle olarak yükselen câmiin, çoksayıda külliye yapıları ile desteklenmesine Sinan lüzum görmemiştir.

2. Menzil külliyeleri:

Sinan’m kervan ve seferyoUan üstünde, menzil yerlerinde yaptığı külliyelerde de arasta-çarşı, hamam ve kervansarayın önemli yer tuttukları görülür. Şam’da Sultan Süleyman i- çin yaptığı, Süleymaniye Külliyesi’nde, genellikle pek sevmediği, simetrik düzeni bütün katıhğı ile uygulamıştır. Geniş bir avlunun bir kenarında yükselen câmi, iki yanlarda hücreler, câmiin tam karşısında tekkenin esas mekânı ile yamndaki odalar dizisi uzanır. Avlunun iki yanında da gayet büyük ölçüde kervansaraylar inşa olunmuştur. Önceki dönemde câmiin yanma bitiştirilen tabhaneler yerine Sinan’ın tabhane görevini sürdüren tekke hücrelerini avlunun karşı tarafına almak suretiyle bir yenilik getirdiği anlaşılmaktadır. Kervansarayların çok büyük ölçülerde oluşları da Süleymaniye Tekke külliyesinin esasında bir menzil külliyesi olduğunu belli eder. Sonraları bu külliyenin yanına onun komşusu olarak inşa olunan Selimiye Tekkesi ile önündeki arasta ise, şehir dokusu gereği olarak değişik bir eksene göre yapılmıştır. Konya ile Ereğli arasında, kervanların zorluk çektikleri bir yerde, Karapı­ nar’da Sultan II Selim adına yapılan menzil külliyesi de bir ana yolun üzerinde inşa edilmiş büyük bir câmi ve onu tamamlayan kervansaray, hamam gibi ek unsurlardan meydana gelmiştir. Ana yol başka benzer örneklerde oldu­ğu gibi burada da külliyenin içinden geçmektedir.

Osmanlı Devleti’nin büyük şehri ve baş merkezi İstanbul’dan ikinci merkezi Edirne’ye uzanan kervan ve sefer yolu üzerinde Lüleburgaz’da Sokollu Mehmed Paşa tarafından yaptı­rılan menzil külliyesinde câmiin etrafında bir medrese, büyük bir arasta ile bugün artık izi kalmayan bir kervansaray ve hamam bulunuyordu. Burada da yol, Karapınar’da olduğu gibi külliyenin içinden geçiyordu. Böyle menzil külliyelerinden İskenderun Körfezi kıyısında Payas’da, yine Sokollu Mehmed Paşa’nın vakfettiği câmi ile çevresindeki yapılarda kervansaray ile arastanın hâkimiyeti dikkati çeker. Ilgın’da Lala Mustafa Paşa Külliyesi de menzil külliyeleri esaslarına göre çok büyük arasta ve kervansaray ile desteklenmiştir. İzmit’de Pertev Paşa, Gebze’­ de Çoban Mustafa Paşa menzil külliyelerinde bilhassa hamam ve kervansaraya önem verilmiştir. Ne yazık ki bu külliyeler bütünlüklerini günümüze kadar koruyamamışlardır. Nitekim tarihçi J.von Hammer’in Bursa seyahati dönü­ şünde içinde gecelediğini yazdığı Pertev Paşa Kervansarayının bugün yeri bile belli değildir. Çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nde câmi çok geniş bir avlunun ortasında kalmış, avlunun etrafına tabhâne, kervansaray, tekke ve aşhâne imârct binaları sıralanmış medrese ise sol tarafda, bu çok muntazam geometrik düzenlemenin dışında ayrı bir eksende oturtulmuştur.

3. Hanedan mensupları ve vezir külliyeleri:

Sinan’ın külliyelerinden bahsederken, ufak ölçülerdekileri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bunlardan bazılarında mimar, avlunun etrafını medrese hücreleri ile sarmıştır. Kadırga’daki Sokoilu ve Edirnekapısı’ndaki Mihrimah Sultan Câmiileri’nde bu durum ile karşılaşılır. Sokoilu Câmii’nde, câmi ve medreseden başka yine şehir dokusuna uyarak simetriden kaçan bir düzenlemeye göre câmiin dışı­ na ve yan tarafda olarak bir de zâviye-tekke yapılmıştır. Heybetli bir kitle halinde şehir siluetine hâkim biçimde yükselen Mihrimah Câmii’nde külliyeye medreseden başka sadece bir hamam eklenmiştir. Topkapı’da Kara Ahmet Paşa ve Üsküdar’da Şemsi Paşa Külliyeleri’nde aynı sistemin uygulandığı görülür. Ahmet Paşa Külliyesi’nde çok geniş avlunun bir tarafında yükselen câmiin karşısında, muntazam bir geometrik düzene göre medrese hücreleri sıralanmaktadır. Külliyenin baş­ ka ek binalarının olmamasını belki kurucunun, vakfı yapılırken idam edilmiş olmasına bağlamak mümkündür. Şemsi Paşa Külliyesi’nde ise câmiin sahildeki tarafı denizden açık bırakılmıştır. Medrese avluyu kısmen sarmakla beraber, sahil tarafında devam etmez. Sinan’ın de­ ğişik uygulaması burada câmiin kıble istikametine uyarak yamuk yerleştirilmesinde görülür. Halbuki medrese câmiin ekseni hiç hesaba katılmaksızın L biçiminde olarak avlunun karşı tarafında yapılmıştır. Bu da Sinan’ın dokuya ve araziye uymakta hassaslığını gösterir. Bu külliyelerde çevre arazi şartları uygun düştüğünde,bazen birkaçdükkânın da araya sı- kıştırıldıkları bilinir. Nitekim Tahtakale’de Rüstem Paşa Câmii, yoğun bir ticaret ve iş bölgesinde olduğundan, câmiin altında bir iş merkezinin yapılması uygun görüldükten başka, hemen yanında bir de ticaret hanı yapılmış, medresesi ise, külliyenin bir parçası olmasına rağmen orada değil, câmiin biraz uzağında inşa olunmuştur. Üsküdar’da Kânûnî’nin kızı Mihrimah Sultan adına yapılan İskele Câmii de geometrik düzenlemeden kaçman bir plâna göre yerleştirilmiştir. Denize hâkim bir yamaçda kurulan câmiin yanında bir medresesi vardır. Ayrıca bir desıbyan mektebine sahip olan câmiin, Anadolu’ya giden kervan yolunun ve en işlek iskelenin başında olduğu düşünülecek olursa yakı­ nında bir kervansarayının da bulunması beklenir. Ancak bugün ortada böyle bir bina yoktur. Fakat, 1958’de son kalıntısı kaldırılan bugünkü meydanın ortasında olan arasta kalıntısının kervansaray-arasta’dan günümüze gelebilmiş son iz olduğuna ihtimal verilebilir. Tophane’de Sinan’ın son eserlerinden biri olan Kıhç Ali Paşa Câmii külliyesi de Ga ­ lata tarafının en işlek iskele başlarından birinde kurulmuştur. Burada da Şemsi Paşa Câmii gibi kıyıya çok yakın olan câmiin kıble tarafına türbe ve sağ tarafına bir medrese ile bir hamam yapılmıştır. Burada avlu duvarı köşesinde görü­ len sebilin bu külliyeye ait olduğuna ihtimal vermiyoruz. Bu küçük eser, eski gravürlerde, karşıdaki yokuşun başında köşede görülen olmalıdır. Sultan Aziz zamanında cadde yeniden düzenlenirken şimdiki yerine nakledildiğini sanıyoruz.

Padişah külliyeleri dışında iki külliye bilhassa önemlidir. Bunlardan biri Üsküdar’da Suhan Il.Selim’in zevcesi ve III.Murad’ın annesi Nurbânû Sultan için yapılan ve Eski Valide (Valide-i Atik) olarak bilinendir. Burada güzel bir câmi etrafında medrese, dârüşşifa, tckkezâviye, aşhâne-imâret, sıbyan mektebi, kervansaray ve hamamdan meydana gelen önemli bir merkez, bir site tasarlanmış, gerek arazi şartlarına, gerek kurulmuş şehir dokusuna saygılı bir düzenleme ile bu büyük ve zengin külliye yapı­ ları bazıları simetrik bazıları ise simetri esaslarına aykırı biçimde yerleştirilmiştir (Plan 25). Diğer bir külliye ise Eyüb’de Zal Mahmud Paşa adına yapılandır. Burada dârüşşifa vc hamam olmamakla beraber, iki medrese vc zâviye gibi ek binalar câmiin etrafını sarmaktadır (Plan 26). KânmîSultan Süleyman’ın zevcesi Haseki Hürrem Sultan adına yapılmış külliye de nisbeten küçük bir câmi etrafında pek çok ek binalardan meydana gelen bir külliyedir. Bunlar arasında Türk hastane mimarisinde önemli bir yeri olan dârüşşifanın varlığı dikkati çeker.

4. Çok küçük ölçüdeki külliyeler

Sinan’m külliyelerinden bahsederken, onun çok küçük ölçülü külliyelerini de hatırlamak gerekir. Bunların belki de şehir dokusuna yerleştirme ve eskiden var olan harap bir Bizans kalıntısından faydalanma bakımlarından en ilgi çekici olanı İstanbul’da İsa (Ese) ICapısı veya İbrahim Paşa Medresesi ve Mescididir. Burada erken Osmanlı devrinin vakıf şartları arasında önemli yer tutan “şenlendirme” politikasının iyi bir örneği ile karşılaşılır. Harap vc terk edilmiş bir Bizans şapeli, bazı değişiklikler ve minare ilâvesi ile mescide çevrilmiş, avlusunun iki kenarı boyunca uzanan ve şehir dokusuna uyduğundan tam muntazam bir plânı olmayan bir medrese ilâve edilmiştir. Mescid ve medresenin oluşturduğu küçük külliye, arada bir avlu bırakacak biçimde bir duvarın içine alınmıştır.

Osmanlı devri Türk mimarisinde Mimar Sinan tarafından irili, ufaklı çeşitli vakıflarda meydana getirilen külliyeler hakkındaki görüş­ lerimiz şu birkaç sahife içinde ana çizgileri ile özetlenmiştir. Aslında bu konu Sinan vc onun sanatını tanımak için çok daha etraflı biçimde araştırılmaya değer. Fakat böyle bir çalışma yaparken bu eserlerin ilk yapıldıklarında hangi ek binalardan meydana geldiklerini de bilmek gerekir. Yangın, zelzele gibi tabii âfetlerden çok daha fazla zarar veren insanoğlunun tahribatı­ nı da hesaba katmak, çeşitli sebeplerle ve bilhassa “wirtr”adı verilen yıkımlarla nelerin yok edildiklerini de araştırmak lüzumludur. Yukarıdaki sahifelerde adlan geçen eserlerin çoğunun külliyelerini teşkil eden unsurlar bugün ortadan kalkmış, kör kazmanı n kurbanı olmuştur. Bazıları ise bakımsız, harap veya yarı yıkık bir kalıntı halinde mukadder sonunu beklemektedir. Mimar Sinan yılı olarak ilân edilen 1988 yılında, bu büyük usta için pek çok şey yazıldı ve söylendi. Fakat acaba onun eserlerine yeteri kadar ilgi uyanıp, bunların daha fazla zarar görmemeleri için tedbirler alınabildi mi?

Bu Yazı Toplamda 904 Okundu


Bu Yazıyı Paylaş :

Mimar Sinan’ın Külliyeleri | Semavi EYİCE Konusuna Ait Etiketler

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


TemaHex